Türkiye tekstilde bir üretim markası. Peki bu markayı kaybediyor muyuz?
- Ayşegül Örgad

- 20 Ağu
- 2 dakikada okunur
Tekstil sektörünün içinde olan biri olarak, son dönemde aynı cümleyi giderek daha sık duyuyorum: Türkiye'de üretmek zorlaşıyor.
Artan maliyetler, küçülen üreticiler, kapanan fabrikalar ve başka ülkelere kayan siparişler artık sektörün kendi içinde konuştuğu geçici bir sıkıntı olmanın ötesinde.
Çünkü Türkiye tekstilde yalnızca üretim yapan ülkelerden biri değil. Yıllar içinde kalite, teknik bilgi, işçilik, esneklik, güçlü tedarik altyapısı ve Avrupa'ya yakınlığıyla uluslararası pazarda önemli bir üretim merkezi haline geldi.
Başka bir ifadeyle, Türkiye tekstilde kendine ait bir üretim markası yarattı.
Bu marka bir iletişim kampanyasıyla oluşmadı. Binlerce üreticinin yıllar boyunca yaptığı işlerle, yetişmiş insan kaynağıyla, verilen terminlerle, çözülen üretim problemleriyle ve uluslararası markalarla kurulan güven ilişkileriyle inşa edildi.
Bugün başka ülkelere kayan üretime bu nedenle yalnızca kaybedilen siparişler üzerinden bakmak yeterli olmayabilir.
Bir fabrika kapandığında sadece makineler durmuyor. Yıllar içinde oluşmuş teknik bilgi dağılıyor, yetişmiş çalışanlar başka alanlara yöneliyor, tedarikçiler küçülüyor ve üretim ekosisteminin bir parçası daha zayıflıyor.
Siparişler ekonomik koşullara göre ülkeler arasında hareket edebilir. Ancak üretim ekosistemleri aynı hızla yeniden kurulamaz.
Üstelik burada kaybedilme riski taşıyan yalnızca üretim kapasitesi değil. Türkiye'nin yıllar içinde uluslararası alıcıların zihninde edindiği konum da bu ekosistemin bir parçası.
Bir ülkenin belirli bir sektörde “güvenilir üretim merkezi” olarak ilk akla gelen seçeneklerden biri olması, başlı başına bir marka değeridir. Üretim başka coğrafyalara kaydıkça, bu zihinsel konumun da zaman içerisinde başka ülkelere geçmesi mümkün.
Bu nedenle asıl soru belki de şu:
Siparişler bir gün geri dönmek istediğinde, onları karşılayacak üretim kültürü ve kapasitesi hâlâ burada olacak mı?
Mesele yeniden ucuzlamak mı?
Türkiye'nin bugün bazı üretim ülkeleriyle yalnızca maliyet üzerinden rekabet etmekte zorlandığı açık. Ancak bu durum başka bir soruyu da beraberinde getiriyor: Türkiye tekstilinin geleceği yeniden daha ucuz üretmeye çalışmakta mı, yoksa sahip olduğu üretim gücünü farklı bir değer önerisiyle yeniden konumlandırmakta mı?
Belki de bundan sonra sormamız gereken soru “Nasıl daha ucuza üretiriz?” değil, “Neden Türkiye'de üretmeye değer?”
Kalite, teknik uzmanlık, tasarım kabiliyeti, hızlı ve esnek üretim, düşük ve orta adetlerde çalışabilme becerisi, coğrafi yakınlık ve uzun yıllara dayanan üretim kültürü bu cevabın parçaları olabilir.
Tam da burada konu marka ve iletişimle kesişiyor.
İletişim elbette artan maliyetleri düşüremez ya da kapanan bir fabrikanın yerine geçemez. Yapısal bir sorunu iyi bir hikâyeyle çözmek mümkün değil.
Ancak Türkiye tekstili yeni ekonomik gerçeklik içerisinde kendisine yeni bir rekabet alanı belirleyecekse, bu alanın nasıl konumlandırıldığı ve dünyaya nasıl anlatıldığı da en az onun kadar önemli.
Çünkü ülkelerin ve sektörlerin de şirketler gibi yıllar içinde oluşturdukları bir marka sermayesi var.
Türkiye'nin tekstilde sahip olduğu uluslararası üretim itibarı da böyle oluşmuş bir marka sermayesi. Bu itibar yalnızca geçmiş başarıların sonucu değil; gelecekte tercih edilmeye devam etmenin de nedenlerinden biri.
Bugün korunması gereken yalnızca fabrikalar ya da siparişler değil; onlarla birlikte onlarca yılda oluşmuş bu güven, bilgi birikimi ve uluslararası konum.
Çünkü üretim kapasitesi yeniden kurulabilir.
Ama bir üretim markasını yeniden inşa etmek çok daha uzun sürebilir.
—
Ayşegül Örgad
Founder, AG Consulting


Yorumlar